Anasayfa
VEFAT EDENLER 
İslahiye Haberleri 
Genel 
Eğitim 
Sağlık 
Ekonomi 
Spor 
Kadın-Aile 
Kültür 
İnternet 
Yurttan Haberler 
Dünyadan Haberler 

Önemli Linkler

Resim Galerisi

Künye




Site İçi Arama

Çok Okunanlar
  İslahiye Beko Yeni Bayii Açıldı
  İslahiye Şehidine Ağlıyor
  Umudu Paylaş Rehabilitasyon Merkezi Açılıyor
  Yerel Basın İslahiye Belediyesini Mahkemeye Verdi
  ÖZEL SYDRM’DEN DESTEK EĞİTİM PROĞRAMI



Yorumlananlar
  Mehmet ULUDAĞ Yerine Eşi Aday Oluyor
  MALİKE ULUDAĞ DP ADAY OLDU
  İşte İslâhiye Ak Parti İlçe Yönetimi
  ULUDAĞ, DEMOKRAT PARTİ’DEN ADAY…
  Uludağ “ Evet, Adayım “ Dedi

 




ANAM BENİM!

Prof. Dr. Salih Şimşek

26.07.2010

Ben,

Anneme hiç “anne” demedim.

O’na hiçbir zaman ‘anneciğim’ diye

Hitap etmedim.

O benim hep,

‘Anam’ oldu.

 

Kendisini bilenler ona hep,

‘Anacık’ dedi.

Dostları, arkadaşları ve

Kendini bilenler onu hep,

ANACIK’ olarak andı.

‘Anacık geldi, anacık gitti’…

‘Anacık çocuklarını iyi yetiştirdi’ dendi.

O, 50 kilogramlık ağırlığı ile hep

ANACIK olarak kaldı…

 

21 Temmuz 2010 günü

Sabaha karşı,

Dar-ül Beka’ya seyahat ettiğinde belki

30 kilograma inmiş

Ve

Gerçek bir

‘Anacık’ olmuştu.

Tüm ağırlıklarını bu dünyada bırakarak

Sonsuzluk âlemine

Uçtu, gitti…

 

7’si hayatta 10 çocuk sahibi oldu…

Biri ikiz, üç yavrusu kendisinden önce

Öteler ötesine

Sonsuzluk Diyarı’na sefer edip

Gittiler…

Kendisine ve merhum kocasına,

Rahmet ikametgâhı’ hazırlamak için…

Geride onlarca torun ve

Torunlarının çocukları kaldı,

Kendisine rahmet duaları etmek için…

 

Okuma yazması yoktu…

Tıpkı 1992 yılında Mevla’sına kavuşan

Kocası, rahmetli babam Hasan gibi…

65 yıllık hayatı boyunca

Hiç kimseye ‘eğilmeyen

Olaylara ve insanlara karşı dim dik duran,

‘Kötü yere yakın yerden et yemeyen’

Bir çınar olarak bizlere veda eden,

Rahmetli babam gibi…

 

4 ay kadar önce,

Nisan 2010 ayı başında aniden rahatsızlaştı.

Nörolojik bir rahatsızlığı başlamıştı.

Gaziantep ve İslâhiye’de

Hastahanede yoğun bakıma alındı.

Tahlil ve test üzerine tahlil ve test yapıldı.

Doktorlarımız seferber oldular…

 

Bazen iyileşme işaretleri verdi,

Bazen de bitkisel hayat görüntüleri…

Ama hiçbir şekilde ve hiçbir zaman

Yüzü,

Hasta yüzü görüntüsü vermedi.

Gelenleri bazen tanıdı, tepki verdi…

Bazen tanımayıp,

Yüzlerine uzayın derinliklerine bakar gibi baktı.

 

Kaç yaşında idi bilmiyorum.

O da, kendisi de bilmiyordu.

Resmi Kayıtlara göre 1925 doğumlu idi…

Cumhuriyetin kurulduğu ilk günlerde doğmuştu.

Nerede doğduğunu da bilmiyorum.

O biliyor muydu, onu da bilmiyorum.

O bir Yörük Anası idi.

 

Yörüklerin yaşı belli olmaz ki…

Yaşları belli olsa, onlar Yörük olmaz ki…

Yörüklerde yazılı kayıt bulunmaz ki…

Yörüklerin doğum tarihi kesin olarak bilinemez ki…

Tıpkı benim 30 Şubat 1950’de doğduğum gibi…

Kesin tarihin bilinmesi şart mıdır ki?

 

Yörüklerin çok zaman doğum yerleri de bilinmez…

Resmi kayıtlarda, Nüfus Cüzdanlarında bazen

Seyyar, Göcer, Pınarbaşı, Çadır, Karaçadır, Açık

Gibi ifadeleri olsa bile bunlar

Bir yerin adı değildir,

Doğum yeri belli değil’ anlamına gelir…

 

Yaklaşık 25 yıl buyunca yılda iki defa,

Erciyes Dağı eteklerinden,

Ahır Dağı, Sarız, Pınarbaşı, Göksun ve

Uzun Yayla civarlarında

Oralardaki yeşil çimenli,

Buz gibi bol sulu yaylalardan,

İslâhiye-Hassa civarındaki kışlaklara

Yaya olarak yürümüştü…

Deve kervanlarından oluşan göçe

Kılavuzluk yapmıştı.

Azgın suların sahibi Ceyhan Nehri

Üzerindeki hasarlı tahta köprü üzerinden

Canını tehlikeye atıp yüklü develeri çekmiş

Selametle karşı kıyıya geçmişti…

Yürümüş, yürümüş ve

Hep yürümüştü…

 

Ben dâhil 7 çocuğunu

Bazen kendi sırtında,

Bazen de deve ve merkep sırtında taşıyarak

Yıllarca yolları kat etmiş,

Yorulmamıştı…

Yollar ve yıllar onu hiç yormamıştı ki,

Ta ki yerleşik hayata geçinceye kadar…

Yerleşik hayat onu yordu.

Bir yerde sürekli durmak

İnsanı yormaz mı ki?

O da çok yoruldu.

 

Yolculuklar, koyunlar ayrı güzergâhlarda,

Çadır ve evle ilgili yükler, çuvallar,

Deve sırtlarında her sefer yaklaşık 1 ay almıştı…

Hep yürümüştü, karda, kışta ve baharda…

Kahraman Maraş’ın sırtını dayadığı

Ahır Dağı’nı yaya olarak,

Deve kervanlarını çekerek

Kaç defa aştığını

Kendisi de hatırlamıyordu…

 

Soğukta ve sıcakta,

Hasta veya sağlam,

Yürümüş, yürümüş ve

Hep yürümüştü…

Yürümek onun enerji motoru olmuştu.

 

1955 yılında,

Ben henüz 5 yaşında iken

Yerleşik hayat’a geçinceye kadar

Hekim yüzü görmemişti.

 

Yanakları elma gibi kıp kırmızı idi.

Hasta halinde bile öyleydi.

Yörük analarına yakışan da buydu.

 

Yerleşik hayatın ilk 25 yılı

Hep dağlara ağıtlar yakmıştı…

Kınalı kuzularına türküler söyleşti…

Develeri ve onların yavruları

Hep rüyalarını süslemişti.

 

Kervanlar ve koyun sürüleri,

Çoban köpekleriyle

Aklandan hiç çıkmamış,

Rüyalarının demirbaşları olmuştu…

Çok zaman hıçkırıklarla uyanmış,

Kendisinin tabiatın bağrında sanmıştı.

 

Alışamamıştı bir türlü

Sihil’e, yerleşik hayata,

Kasaba hayatına

İslâhiye’de yaşamaya…

Ama çaresizdi…

 

Babam rahmetli,

Kendisine hiç bilgi vermeden

Koyunlarını ve develerini satmış,

O da, ancak alıcılar geldiğinde

Durumdan haberdar olmuş ve yıkılmıştı.

Tüm itiraz ve vaveylalarına,

Ağlama ve yalvarmalarına rağmen

Babamı ikna edememişti.

Şehre yerleşirken tüm mal varlığı

Bir at arabası üzerinde taşınan eşya olmuştu.

Bizler de o arabanın üzerinde

İslâhiye’ye demir atmış ve

‘Şehirli’ olmuştuk.

 

Buz gibi kış şartlarında

Dağlarda dere kenarlarında

Çamaşır yıkamış,

Banyo yapmıştı…

Çocuklarını yıkamıştı,

Tıpkı çamaşırlarını yıkadığı gibi…

 

Sıcak ve soğuk hava şartlarına meydan okumuş,

Dağlardan odun toplamıştı.

Defalarca donma tehlikeleri geçirmişti,

Karlı soğuk hava şartlarında…

 

İn ve cinlerin top oynadığı,

Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerde

Konaklamıştı.

Kara çadır veya ‘kıl çadır’ın kaderi,

Onun da kaderi olmuştu.

Yabani ve yırtıcı hayvanların cirit attıkları

Çok zaman da eşkıya tehlikesinin bulunduğu

Diyarlarda hayatını devam ettirmişti.  

 

Dağlarda koyun gütmüştü.

Aç kurt sürülerinin saldırılarına uğramıştı.

Koyun ve develerini güttüğü gibi,

Koyun kırkmış,

İp eğirmiş,

Keçe yapmış,

Çorap örmüştü.

Halı kilim dokumuş ancak

O nadide eserleri

Yerleşik hayata geçince

Antikacılara kaptırmıştı.

 

Çilekeş bir hayat yaşamıştı,

Eğer özlemle anlattığı o hayata

Yaşamak’ denirse…

 

Tek amacı vardı:

Çocuklarını yetiştirip

Baş-göz etmek ve

Torunları görmek…

 

Tam istediği gibi oldu.

7 çocuğunu da evlendirdi.

Torunlarını ve onların çocuklarını gördü.

Çocuklarının ve torunlarının

Mevki ve makam sahibi olmalarının

Mutluluğunu yaşadı.

Sanırım dünyada murat edip almadığı

Her hangi bir şey kalmadı.

Kim bilir?

 

Yollar ve dahi yıllar onu hiç yormamıştı ki…

Ta ki yerleşik hayata geçinceye kadar…

Yerleşik hayat,

Şehir hayatı

Onu yordu, hem de çok yordu.

İmkânsız olduğunu bildiği halde

Dağlarda tekrar yürüme umudu besledi…

 

Yorulmuş ama çok yorulmuştu.

Bir yerde sürekli durmak

İnsanı yormaz mı ki?

O da çok yoruldu.

 

Ben kendisine

Hakkını Helal Et, Anacağım’

Diyemedim,

 

DİYEMEZDİM Kİ,

Tıpkı rahmetli babama

Diyemediğim gibi…

 

Anamın ve Babamın

Ruhları şad olsun,

Mekânları cennet olsun.

 

İnnalillah ve inna ileyhu raciun:

Muhakkak ki O’ndan geldik ve

O’na döneceğiz!

 

Yazarın Diğer Yazıları

 


Prof.Dr. Halil  Koyuncu
“BEL FITIĞINDA SPOR VE EGZERSİZ ÖNEMLİDİR”
Şamil Tayyar
MHP bu kumpasın neresinde?
Prof. Dr. Salih Şimşek
BİR AKSAKAL’IN SORDUĞU ‘NEDEN’Lİ SORULAR
Zekeriye Şimşek
NİÇİN EVET, NİÇİN HAYIR, DİYECEĞİZ? İŞTE ÖZETİ, SİZ KARAR VERİN!

Doviz Kurları

1 EUR : 1,93 YTL

1 USD : 1,51 YTL

 

BAZLAMA ZAMANI
Halil Cevdet  Sunay BAŞ
VESAYET TARTIŞMALARININ NEDENİ
PROF. DR. Adnan PARLAK
Hamilelik ve Karın Çatlakları
Op. Dr. Önder ERCAN
Yargı Vesayeti,HSYK ve Referandum
Ahmet  Eren
BERTARAF REJİMİ!
Süleyman Yağız

Anket

 

Hava Durumu

GAZIANTEP

  GAZIANTEP

 

Gazete Sayfaları

 

Namaz Vakitleri

 

Site Sayacı

 Aktif Ziyaretçi : 5
 Bugün Tekil   : 338
Ayrıntı


Site içerisindeki metin ve materyallerin İslahiyenin Sesi Yöneticilerinden  izin alınmadan kullanılması yasaktır.

En iyi 1024*768 Çözünürlükte ve İnternet Explorer Tarayıcılarında Görüntülenmektedir.

© 2007 İslahiyenin Sesi   ©



Msn: islahiyeninsesi@hotmail.com
Untitled 2